Yüz yaşını devirmiş Cumhuriyetimizin, toplum sözleşmesi olan Anayasasının ikinci maddesinde açıkça ifade edildiği üzere Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Yine Anayasamızın 138. Maddesi uyarınca yasama ve yürütme organları ile idare, yargı mercileri tarafından verilen kararlara uymak, bunları gecikmesizin yerine getirmekle mükelleftir.
Ancak, aklımıza kazınmış olan bu husus maalesef bazen gülümseyerek, bazen de içimiz burularak şahit olduğumuz üzere idari mercilerce unutulmakta, hukukun üstünlüğü benimsenmemektedir. Bu ayki yazımızda, Danıştay tarafından verilen iptal kararları ve idare tarafından yapılacak işlemler hakkında olumsuz tecrübelerimizden yola çıkarak siz değerli çözüm ortaklarımıza naçizane yol göstermek istedik.
Bilindiği üzere, Anayasamızın 125. Maddesi uyarınca idarenin yaptığı her türlü eylem ve işleme karşı, hukuk devleti olmanın bir gereği olarak yargı yolu açıktır. İdare tarafından verilen tüm kararlar, çıkarılan tüm düzenlemeler ve yapılan tüm işlemler yargı merciinin hukuka uygunluk denetimine açıktır.
Bu bağlamda, herhangi bir idari düzenleme, işlem veya eylem yargı mercilerine taşınıp hukuka uygunluk açısından incelenebilir ve yapılan idari işlem veya eylemin unsurlarında bir sakatlık olup olmadığı denetlenir.
Bu denetimin yapıldığı dava türü İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca ‘iptal davasıdır’. İptal davalarında, idare tarafından yapılan bir işlemin veya eylemin hukuka uygunluğu denetlenir ve unsurlarından herhangi birinde sakatlık tespit edildiğinde ilgili işlemin veya eylemin hukuki bir sonuç doğurmaması gerektiğinden iptaline karar verilir.
İdari yargı organlarınca verilecek iptal kararları ile iptal edilen düzenleme geçmişe etkili olarak hukuk düzeninden silinir. İptal kararı ile iptal edilen işlem, hukuk düzeninde hiç var olmamış etkisi hiç doğmamış kabul edilir. Danıştay’ın yerleşik kararları da şunu belirtmektedir:
“İdari işlemlerin yargı organlarınca iptal edilmesi sonucunda, idari işlemin yapıldığı tarihten itibaren tüm hukuksal sonuçlarıyla birlikte hukuk aleminden kalkacağı, başka bir ifadeyle iptal kararlarının geçmişe etkili sonuçlar doğuracağı idare hukukunun bilinen ilkelerindendir. İdareler, yargı organlarınca verilen iptal kararları üzerine idari işlemin yapıldığı tarihten önceki hukuki durumu sağlamalıdır.” (Danıştay Kararı - İDDK., E. 2023/2 K. 2023/10 T. 27.3.2023)
Bilindiği üzere, set halinde ithal edilen eşyalar için Gümrükler Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen 2011/40 sayılı genelge uyarınca gümrük işlemleri yürütülmektedir. Bu genelgeye göre, sete mümeyyiz vasfını veren eşyanın GTİP’inde beyanda bulunulmakta, seti oluşturan diğer parçalar için gerekli belgeler alınarak işlemler tamamlanmaktadır.
27 Mart 2023 tarihinde, bu genelgenin 4. sıra cümlesi Danıştay 7. Dairesi tarafından iptal edilmiştir. İptal kararına göre, seti oluşturan her bir parça için ayrı ayrı vergi ödenmesi hukuka uygun değildir. Böylece, genelgenin ilgili hükmü hukuk düzeninden silinmiş ve geçmişe etkili olarak iptal edilmiştir.
Danıştay tarafından verilen iptal kararları neticesinde, iptal edilen düzenleme geriye yürür şekilde hukuk düzeninden kalkmaktadır. Bu kapsamda, iptal edilen düzenleme/işlem hiç var olmamış sayılır ve mükelleflerin ödedikleri vergiler geri alınabilir.
Gümrük Kanunu 211. Maddesi uyarınca: “Kanunen ödenmemeleri gerektiği halde ödenmiş olduğu belirlenen gümrük vergileri geri verilir.” Bu nedenle, 2011/40 sayılı genelgenin iptal edilen 4. sıra numaralı cümlesine uygun şekilde beyanda bulunan mükellefler, ödedikleri vergileri faiziyle birlikte geri almak için ilgili gümrük idaresine başvurmalıdır.
Anayasamızın 138. Maddesi uyarınca: “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”
İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesi uyarınca: “Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez. Ancak disiplin hükümleri saklıdır.”